Bugun...
ANNEYİZ BİZ


Sibel Unur Özdemir GÖNÜLLER SOHBETTE
sozdemir650@gmail.com.
 
 

ANNEYİZ BİZ

Hani bazı farklılıklar hissedersin bedeninde günden güne. Tahmin edersin ama emin olamazsın ya ta ki doktordan duyana kadar. Ta ki işin uzmanı söyleyene kadar “hamilesiniz” diye. İşte o an tanımlayamayacağınız bir duygu doldurur yüreğinizi, farkında olmadan eliniz dolaşır karnınızın üzerinde. İçinizde bir canlının büyüdüğünü bilmek aydınlatır yüzünüzü, güldürür gözlerinizi. Bunu ilk siz öğrenmişsinizdir anne olmanın verdiği farkla. Sonra bir telaş kaplar içinizi. Eşinize baba olacağını nasıl söyleyeceğinizi düşünüverirsiniz oracıkta. En doğru zamanda, en güzel şekilde… En sevdiği yemekleri pişirirsiniz belki,  belki en güzel elbisenizi giyersiniz, belki de dışarıda yer ayırtırsınız bu güzel haberi vermek için. Eşiniz havalara uçacak, sizi kucaklayacak ve beraberce döneceksinizdir o mekânda. Filmlerde hep böyle olmaz mı? Bu işi hallederiz en iyi şekilde kadın olmanın verdiği yumuşaklıkla. Dünyalar sizin olur artık. Aşkınızın meyvesi… Mini mini bir can, bir bebek.

Ama bu kadarla da bitmez ki. Anneanne ve babaanne olacağını öğrenen büyüklerde iş başına geçmiştir artık. Patikler, yelekler örülmeye başlanmıştır çoktan. Siz ayna karşısına geçip blüzünüzün altına koyduğunuz bir kırlentle ilerleyen günlerde nasıl bir hal alacağınızı hayal etmeye başlarsınız.

Sonra o dokuz aylık zorlu dönem başlar, her ay gitmek zorunda olduğunuz rutin kontroller.

Baş dönmeler , mide bulantıları, ayaklarda şişlikler, fazla kilolar…Dipleri renk değiştiren saçlarınızı boyatamadığınız için iki renk saçla dolaşmaya başlamak zorunda kalırsınız. Tırnaklarınız kırılır, dişlerinizde problem yaşarsınız belki. Vücudunuzdaki kalsiyumu dengelemek için hiç sevmediğiniz, kokusuna bile tahammül edemediğiniz sütü içmek zorunda kalırsınız bardak bardak. Yemek pişirmek eziyet haline gelir sizin için, kavrulan soğanın kokusuna, pişen etin kokusuna tahammül edemezsiniz. Günler geçtikçe daha çabuk yorulduğunuzu hissedersiniz. Hareketleriniz kısıtlanır. Hep uykunuz vardır. Ama katlanırsınız hepsine hiç şikâyet etmeden. Evlat hatırı dağda yatırmaya başlamıştır bile henüz bir cenin olarak rahminize düştüğü o günden beri.

Hazırlıklara başlarsınız sonra. Karyola, dolap derken odasının tüllerine, perdelerine kadar özenle seçer, duvarların renklerini değiştirirsiniz.

Günler geçtikçe, zaman yaklaştıkça ona bir an önce kavuşmayı istersiniz, çok merak edersiniz kime benzediğini, gözlerinin ne renk olacağını. Onun için hazırladığınız odada daha çok vakit geçirmeye başlarsınız. Dalıp dalıp gidersiniz karyolasının başında gelecek günlere dair, gülümsersiniz henüz yüzünü görmediğiniz yavrunuza.

Sancılar başlar derken… Apar topar hastaneye…”Inga” sesiyle gelen mutluluk. Çektiğiniz acıları nasıl da unutursunuz onun gül yüzünü gördüğünüzde. Nasıl gurur duyarsınız kendinizle, onunla. Dünyadaki tek güzel bebek sizinkidir. Gözünüz görmez başka bebekleri. İlk kucaklayışınız onu, varlığını hissetmeniz. Karnınızda böyle bir mucizenin nasıl büyüdüğüne inanamayışınız. Bu güzelliği size yaşattığı için Tanrı’ya şükretmeniz. Annenizi daha da iyi anlamanız. Size olan sevgisini doyasıya hissetmeniz yüreğinde. O’na minnetle gülümseyişiniz. Size anne olmayı tattıran bebeğinize gülümsemeniz sonra.  Sizi ilk emişi, ilk temas. İlk gülümseyişi size. Ağlayışı bile bir başka güzeldir sizin için. Öpmeye kıyamayıp da koklamanız o yumuk yumuk ellerini, o süt kokusunu içinize çekmek.

İlk dişi, ilk gülümseyişi, ilk adımı diye günleri geçirmek. Ağucuklarıyla hayat bulmak, ilk “anne” deyişinde güller açması yüzünüzde, her yediği lokmayı sanki kendin yemiş gibi sevinmek, altını temizlemek iğrenmeden, hastalandığında kahrolup geceler boyunca başında beklemek, saçlarını okşamak, ninniler söylemek uyuturken. Yapmak istediklerini ertelemek yarınlara, önceliği hep yavruna vermek. Planlarını ona göre ayarlamak. Çekip gitmek istesen de bazı zamanlar bulunduğun ortamdan, onun engel olması sana, seni tutması sıkı sıkı. Sevmek çok sevmek. Koşulsuzca, karşılık beklemeden sevmek. Affedici olmak, hiç kırılmamak. Kırılamamak. Mutluluklarına sevinmek. Üzüntülerinde yüreğinin parçalanması. Gizliden gizliye koruma çabaların onu.

İlk eğitimin ailede alındığının bilinciyle hareket etmek. İyiyi , güzeli, çirkini, doğruyu, yanlışı öğretmek ona. İyi bir eğitim almasını sağlamak. Vatana millete hayırlı bir birey olmasını istemek.Dürüst , güvenilir bir insan olması için çabalamak. Yuva kursa bile elini üzerinden çekememek, uzaktan uzağa takip etmek ne yapıyor, nasıl diye. Emek vermek, çok emek vermek. Bir eser bırakmak . Sıcacık bir kucaklama da, kocaman bir öpücük de içten gelen bir anne deyişinde unutmak yorgunlukları. Bir annenin geriye bıraktığı en güzel eseri çocukları. Belki de bu yüzden her canı yanan çocuk, kaç yaşında olursa olsun “anne” diye ağlar.

Sıcak bir kucaklayış, bir çift tatlı söz, kendi elleri ile çizdiği bir resim, yazdığı bir şiir, “seni çok seviyorum anneciğim” deyişi, yanağını yanağına yaslaması, kokusunu hissetmen, saçlarını okşaman, ziyaret etmesi seni, gelemese de sık sık telefonda duyabilmek sesini, iyi olduğunu bilmenin verdiği mutluluk.  Bir buket çiçek.  işte bu her şeye değer. Başka bir şey beklemeyiz ki zaten. Anneyiz biz.

 

 

 

 

 



Bu yazı 2239 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



5 + 3 =

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR
YUKARI